Kim Ne Olmasın?

Her ne kadar meslek belirlerken özenli olunması gerektiği, araştırılması gerektiği; önce maaşına değil mesleğin size uyumlu olup olmadığına bakılması gerektiğini söylesek de gençlerin meslek seçiminde çok farklı kriterler devreye girebiliyor. Yakınındaki birinden, gündemden, arkadaşlarından, bir hikayeden, aileden, rol modellerden etkilenerek bir anda karar verilebiliyor.

Genelde internet aramalarında mesleği yapacak kişide olması gereken özellikler sıralanırken hep iyi şeyler yazılıyor. Bense durumu biraz çevireceğim ve diyeceğim ki: Böyle biriyseniz ve bu özelliklerinizi değiştirmeyi düşünmüyorsanız bu mesleği yapmayın!

Avukat: Her zaman haklı olanı savunacağınızı sanıyorsanız; haklı haksız kararını vicdanınız ve önyargılarınızla veriyorsanız; okumaktan hoşlanmıyorsanız; insanların söylediklerinden çok etkileniyorsanız; bilgiyi almak için araştırmak yerine birinin anlatmasını tercih ediyorsanız; zor durumlarda çözüm üretene dek hayıflanıyorsanız; kavga-gürültü ortamında çok geriliyorsanız; kağıt işleri sizi çok yoruyorsa; kendinizi sözlü ve yazılı ifade etmede çok güçlük yaşıyorsanız avukat olmayın. Bunların yanında, ölüm sizi rahatsız ediyorsa; bürokrasiye dayanamıyorsanız savcılığı da tavsiye etmem. Bütün bunların da yanında, karar mekanizmanızı kendinizin ve çevrenizdekilerin değer yargıları, önyargıları etkiliyorsa; "minnet" duyma özelliğiniz baskınsa hakim de olmanızı tavsiye etmiyorum. Yansız, objektif olmak zorundasınız. Kamu vicdanını etkileyen şeyler sizi etkilememek zorunda ki bu bir insan için gerçekten aşılması zor bir bariyerdir.

Öğretmen: Öğretmenlik mesleğini "3 ay tatil, haftasonu tatil, dersini verir çıkarsın" zannediyorsanız, sadece öğretmenlerle muhatap olacağınızı düşünüyorsanız, ses telleriniz-boğazınız ve ayaklarınız yeterince sağlam değilse; eve döndüğünüzde ya da haftasonları çalışılmadığını sanıyorsanız; çocuklarla/gençlerle aranız iyi değilse; öğrenmeyi, uygulamayı, denemeyi sevmiyorsanız; özel hayatınız duygu durumunuzu çok etkiliyor ve gününüzün gidişatını çok etkiliyorsa öğretmen olmak hakkında tekrar düşünün derim. Öğretmenlik, iyi bir öğretmen olmak isteyen kişi için baştan sona özverili olmak yani özünden vermek, kendinden vermek demektir. Milli bayramlarda tatil yapmak değil; bayram öncesinde her boş vakitte (haftasonları ve akşamlar dahil) öğrencileri gösteriye hazırlamak ve bayram günü sabah 7:30'da hazır ve nazır bulunmak, gerekirse sahne dekorasyonu için el işi hazırlamak; tenefüslerde kaç derece olursa olsun bahçede nöbet tutmak; velilerle görüşmek; haftalık toplantılara katılmak; ders planı hazırlamak; akşam ve haftasonu ödev ve sınav okumaktır. :) Bizse öğretmenlerimizi sadece sınıfta ders anlatmaya çalışırken gördüğümüzden öğretmenliği bu kadarcık zannederiz.

Psikolog: Psikolog olmayı dert dinleyip "sen naap biliyo musun, hayata güzel bak, o seni üzen şeyi de boşver!" demek, arkadaşlarının derdine çözüm olmaya benzer bir şey zannediyorsanız; konuşmayı dinlemekten daha çok seviyorsanız; önyargılarınız ve değerleriniz ağır basıyorsa; okumayı sevmiyorsanız; araştırmayı sevmiyorsanız; sabırsızsanız; olaylar sizin için 1-2 boyutluysa; derhal sonuca varmak sizin için önemliyse psikolog olmayın. Karşınıza sadece sevgilisinden ayrılmış üzgün insanlar gelmeyecek. "Normal" bir insan için "çok kolay" olan herhangibir şeyi içinden çıkılmaz gören kimseler; kendi hayatını fazla değerli ya da tamamen değersiz bulan kişiler; çok mutlulular, çok mutsuzlar... Ve siz onların hayatına etki edeceksiniz. Bu büyük bir sorumluluktur.

PDR: Bu ara çok revaçta. Yalnız, PDR'yi gelen öğrenciye tavsiye vermekten, bölüm seçmesine yardım etmekten ve ders planı hazırlamaktan ibaret sanıyorsanız PDR'yi araştırın. Psikoloji ve öğretmenlik için geçerli olan her şey geçerli. Karşınıza gelecek öğrenci ve veli profili çok değişken olacak ve güçlü gözlem yeteneği gerektirecek. Önyargısızlık, özverili olma, dinleme, anlama, en kritik durumlarda bile sakinliği koruyup gerekeni yapma, gerekirse velilerin ya da hocaların karşısında durma; veri analizi-ölçme değerlendirme yapabilme; karşındaki öğrenciyle-veliyle uyumu yakalama vb. yetenekleri gerektirdiği gibi sürekli öğrenme ve gelişimi isteyen bir meslektir PDR. Her ne kadar şu an bazı PDR hocalarımız ÖSYM'nin kılavuzunu bile okumayı zul görüp sadece kulaktan dolma bilgilerle işini sürdürmeye çalışsa da PDR değerli bir alandır. Gelecekteki nesle dokunan bir alandır. Nesil şekillendirmede sorumluluğu yüksektir. Sorumluluğu üstlenemeyecek gibiyseniz; amacınız sadece boş derslerde sohbet etmek ve maaş almaksa PDR okumayın. 

Doktor: Uykuyu çok seviyorsanız, uykusuzluğa dayanamıyorsanız; uykusuz kalınca aksi bir insan oluyorsanız; en bilgilisinden en cahiline, en fakirinden en zenginine, en küçüğünden en yaşlısına insanların HEPSİNİ sevmiyorsanız; hassas bir mideniz varsa; ezber yapmakta zorlanıyorsanız; çabuk yoruluyorsanız; insanlarla sözlü iletişim kurmak sizin için çok zorsa; ömür boyu öğrenmek ömür boyu ders çalışmak size uzak geliyorsa; kendinizi diğer insanlardan daha çok seviyorsanız; aynı soruya 3662 kez cevap vermek sizi yıldıracak bir şeyse; "Bilmiyorum" derken içinizde bir şeyler sızlamıyorsa; henüz kendinizi deşarj edebileceğiniz bir hobiniz yoksa (hiiç ne alaka demeyin, o stres birikimini atmanın başka yolu yok. Atmayınca ne olduğunu gidip bir hastanede görebilirsiniz.); hayatın gerçek yüzü sizi mutsuz ediyorsa doktor olmayın. Çok yüksek MF3 puanı almak ile bunlar tamamen ayrı şeyler. Bir doktorun hayatında kesin olan birkaç şey vardır: 1) az uyuyacağı. 2) Hayatın gerçeklerinin çok da gülümseten şeyler olmadığı (onun görevi zaten bu somurtuk hayata yılmadan bir tebessüm katabilmektir.) 3) Kendi varlığını çoğunlukla diğer insanların gerisine koymak zorunda kalacağı 4) Hastane yönetimi, ilaç firmaları, hasta yakınları, Google'dan teşhis koyanlar ve hemşireler arasında bir ömrü olacağı ve bunu kabullenmesi gerektiği 5) Ömrü boyunca çalışsa bile her şeyi düzeltemeyeceğinin kabulü (ki bu cidden zordur insan için.)

Mühendis: (Burada inşaat-makine-elektronik ve belki endüstricilerden bahsediyorum) Matematiği sevmiyorsanız; hayatın matematiğine ve hayatın fiziğine ilginiz yoksa; ömrünüzde hiçbir şeye bakıp "bu nasıl çalışıyor?" diye düşünmediyseniz ve araştırmadıysanız; bir şeylerin önünüze hazır konmasını kendiniz yapmaktan daha çok seviyorsanız; toz-kir-pas gibi şeylere karşı çok hassassanız; "işin mantığı" sonuç kadar önemli değilse; detaylara çok takılmıyorsanız; çabuk pes eden bir yapınız varsa; bilgisayar sadece sosyal medyada paylaşım yapmak için varsa; başkası geliştirsin ben kullanayım hissiyatınız ağır basıyorsa; önemli olan ünvansa ve o ünvanı aldıktan sonra masabaşında oturup hiç kalkmama hayalleriniz varsa; bankada çalışıp bireysel kredi versem de olur diyorsanız; gözünüzü kapattığınızda hiç olmayan bir şeyi hayal etmek sizin için zorsa... Mühendis olmayın. Gidin İşletme ya da iktisat okuyun gerçekten daha mutlu olabilirsiniz. Başta inşaat, elektrik, makine dedim ama şu gerçek var: diğer mühendisliklerin hepsi de bu alanlardan doğmuş mühendisliklerden. Dolayısıyla bu yazdıklarım genel olarak onlar için de geçerli.

Mimar/İç Mimar: Mimarla İç Mimar arasındaki farkı bilmiyorsanız :) ; olmayan bir şeyi gözünüzde canlandırmak size çok zor geliyorsa; renkleri ve şekilleri ayırmak sizin için zorsa; sanat yapma duygunuz insana fayda sağlama isteğinizden ağır basıyorsa (endüstriyel tasarım sizin için daha iyi bir tercih olabilir); insan ergonomisini inceleme ihtiyacında hiç olmamışsanız; kendi istediğinle müşterinin istediği arasında kalmak seni çok yıpratacaksa; bir şeyi baştan baştan tekrar yapmak seni çok sıkıyorsa; maddeler ve dokular hiç ilgini çekmiyorsa; toza alerjin varsa!!!; şantiyelerden hoşlanmıyorsan; sadece elit insanlarla iç içe olmak gibi bir arzudaysan ve toplumun her kesiminden insanla iletişim kurmak sana saçma geliyorsa; fuarlar sıkıcıysa; katalog bakmak içini bayıyorsa; mimarsan mühendis ve iç mimarla- iç mimarsan mimar-işveren ve ustalarla takışmak sana göre değilse bu meslekleri tercih etme derim.

Bu liste zamanla uzatılabilir...



Yorumlar

Anonim dedi ki…
eyvallah hocam tekrardan müh. olmaya karar verdim
Unknown dedi ki…
Hiçbiri olamayacağını fark ettim.