Başarıyı İmkansızlaştıran 4 Cümle




Bir insanın istediği her şeyi öğrenmesi aslında mümkün. Ve sen bu cümleyi okuduğunda içine bir umutsuzluk çöktü “Al işte yine başlıyoruz, aynı tatavalar! Mümkünmüş, nereye mümkün!?” demiş olabilirsin. Bana da bazı şeyleri öğrenmem imkansızmış gibi geliyor, yalan yok. Ama böyle hissetmemizin bir sebebi var ve o sebebi öğrendiğinde en azından bazı bilgilere yaklaşımının değişeceğini umarak yazıyorum bu yazıyı. Bize öğrenmeyi imkansızmış gibi gösteren 4 tane başlıca cümle var. Bu cümleleri kendi içimizde kurup, farkında olarak ya da olmayarak sürekli kendimize tekrar ettiğimizde, aslında öğrenebileceğimiz ya da yapabileceğimiz şeye kocaman bir set çekmiş oluyoruz. 


1) Zorlanırım


İnsanlar da her canlı gibi olabildiğince az enerji harcayarak maksimum getiriyi elde etmek isterler. Dolayısıyla kendilerini zorlayacağını düşündükleri şeylerdense kolay olanı tercih etme eğilimleri vardır. Günlük hayatta bu seçimler bizim enerjimizi korumamızı sağlar, ama uzun vadeli düşündüğümüzde... Hep kolay olanı seçtiğimizde olduğumuz yerden bir adım bile ilerleyemeyiz. Çünkü adım atmak enerji ister, hareket ister, en başta da bir karar ister. “Ben adım atacağım.” dedikten sonra hiçbir şey yapmazsak ya da o adım için gereken enerjinin, durmak için gerekenden fazla olduğunu düşünürsek, bırakın ders çalışmayı, sabah yataktan bile kalkamayız. Yaşayamayız aslında. Yaşarız da, bitki gibi yaşarız. Olduğumuz yerde ve biri bize su getirmediği takdirde ölmeye bile çaresi olmayan bir canlı oluruz yani. Oysa insanı insan yapan, diğer canlılardan farklılaştıran şeylerden biri de  kararlılık ve zorlansa da, fazla enerji harcayacak olsa da adımı atmaktır. Bir kuş, bir kedi ya da zürafa “Hayatımda şöyle bir değişiklik olmasını istiyorum.” demez. Ama insan der. Kaderine boyun eğmez. Eğmediği için Tarım Devrimi’ni gerçekleştirmiş ve tahılı sadece yetiştiği yerden toplamak yerine kendi istediği yerde yetişmesini sağlamıştır. Evet zorlanacaksın, ama bu enerji hesabını bırakır da o zorlanmayı göze alırsan sana hazırda sunulanın ötesine geçme şansını yakalayacaksın! Kendi devrimini yaratacaksın!


2) Yapamam


Yukarıdakine benzer gibi görünse de “Yapamam”ın çağrışımları ve sonuçları farklıdır. Zorlanırım şimdiki zamana yönelik bir düşüncedir. Yapamam ise geleceğe yöneliktir. Yani enerjiyi ben harcasam da bir şey değişmez inanacıdır bu. Beynimiz senaryoyu kendimiz için kurguladığında hep en kötü, en karamsar sonuçlara varır nedense. Belki bu da enerjiyi korumaya çalışmanın bir yoludur. Gerçi “Yapamam” düşüncesi sadece kendimizden gelen bir düşünce de değildir, çevrenin de etkisi vardır. Mesela, çok güçlü gördüğümüz biri kendisi için “Zorlanırım” cümlesini kurduğunda, kendimizi ondan zayıf görüyorsak otomatikman “O zorlanırsa ben hiç yapamam.” düşüncesi belirir. Bununla birlikte bazen çevremiz bize karşı o kadar çok “Yapamazsın” anlamında cümle kurar ki (Sen mi yapacaksın? Kim yapabilmiş ki? Mümkün mü? Yok ya olmaz o vb.), kendimizin yetersiz olduğunu düşünürüz. Düşünmekle kalmaz kabul ederiz. Sorgulamayız. Neden sorgulamayız? Çünküüü beynimiiiz enerji korumak adına fazla düşünmeyi, kısa yolu kullanıp kabul etmek yerine “Niye yapamayayım ki o yapamazsın dedi diye?!” şeklinde düşünmeyi sevmez.

Fark ettin mi, hep düşüncelerden bahsediyoruz. Gerçekte, somut hiçbir şey yok. Tamamen soyut şeyler. Elle tutulabilir bir şey yok! Ne zaman olur? Sen zorlanacağını düşünsen bile, “Aman zorlanacaksam da zorlanayım; zorlanmayınca ne oluyo ki sanki?!” deyip o adımları atmaya başladığında!


3) Sıkılırım


Yani diyorsun ki, zorlanmayı kabul ettim, uğraşsam yaparım da ama sıkılırım! Niye sıkılayım? Eğlenmek, keyif almak varken neden güzel canımı sıkayım?! 

Can Sıkıntısının Eğlenceli Tarihi adlı kitapta diyor ki can sıkıntısı, tiksinme gibi bir koruyucu hismiş. Tiksinti bizim bozuk şeylerden uzak durmamızı sağlarken, can sıkıntısı da bozuk olduğunu düşündüğümüz aktivitelerden bizi korumaya çabalarmış. Genelde ders çalışmak üzerine gittiğimizi düşünürsek: Sıkılacağını düşünüyorsan, ders çalışmanın, yeni bilgiler öğrenmenin ve sana yöneltilen soruları cevaplamanın bozuk birer aktivite olduğunu düşünüyorsun demektir. Oysa sosyal medyada “Bu ülke niye böyle?! Ay inanmıyorum insanlar ne kadar cahil! Nasıl bilmezler?!? Ahahha salak mı bu? İlerleme, bilim, teknoloji, üretim gerek bize!” nidaları arasında senin de sesini duymak mümkün. E gardaş nasıl olacak? Sıkıcı buluyorsun sen bu aktiviteyi! Bozuk buluyorsun öğrenme çabasını! Çalışanlara inek diyoruz! Okuyana entel diyoruz. Bu aktivitelerle uğraşanlarla adeta alay ediyor, onları şakacıktan da olsa küçümsüyoruz. Ondan sonra da vay efendim niye ülke böyle? Nasıl olmasın ki? Bilimin, matematiğin, edebiyatın, felsefenin, tarihin temellerini öğrenmeyi “Sıkıcı” gören bireylerden oluşan bir toplumda, bozuk bulan bir toplumda nasıl ilerlemeden bahsedilsin? Tamam sıkıcı bulmanın sebebi belki bizzat sen değilsindir; bir hocanın anlatımıdır, derslerin içerik olarak keşfe açık işlenmemesidir vs. E ama elinin altında internet olan biri olarak pekala kendin için keyifli, keşfe açık biçimde öğrenebilirsin istersen. Aradaki bağları kurabilirsin! Ne işine yaradığını fark edebilirsin. Hem sen kendin iş yapma, hem de başkalarının yapmasını bekle... Başa dönüyoruz: Bitkiden farkını ne zaman ortaya koyacaksın?! Biri ölmemen için sana su getirsin diye beklemek yerine kalkıp gidip suyu kendin alıp içtiğinde!


4) Bu benim işim değil/ Bu gereksiz


Burada biraz tarih ve toplumlara girmemiz gerekli. Eskiden, sanayi devriminden önce, insanlar daha küçük topluluklar halinde yaşarken bir insanın hayatta kalması için birçok şeyi kendi yapabilmesi gerekirdi. Kendi kıyafetini dikmesi, kendi evini temizlemesi, kendi yiyeceğini yetiştirmesi, evini yapması... Bu işleri yapan bir başkası yoktu, iş kolları yoktu. Uzmanlaşma dediğimiz “Herkesin başka bir işte iyi olup diğer işleri başkalarına bırakması” yoktu. Madem akademik ilerlemeden bahsediyoruz: Bugün “Vay beee” diye hayatını okuduğumuz bilim insanlarının da uzmanlaşması söz konusu değildi yani onlar “Ben kimyagerim niye edebiyatla uğraşayım ki?!” yahut “Ben mucitim benim felsefeyle ne işim olur?!” demiyorlardı (Ve o yüzden hem matematik, hem fizik hem de felsefe kitaplarında Descartes’ın adını görmek mümkün.) Birçok filozof aynı zamanda matematikle, fizikle, tarihle, müzikle... Çevresinde ne varsa onunla uğraşıyorlardı. Günümüze döndüğümüzde ise evet artık uzmanlaşma dediğimiz şey var. Herkesin işi ayrı fakat o İŞ DÜNYASInda geçerli! Okulda gördüğümüz dersler ise ayrım olmaksızın aslında herkesi ilgilendiriyor çünkü onlar TEMEL bilgiler. Daha 10. sınıfta alanlara ayrılıyorsunuz ya... Onun sebebi bir MFcinin felsefe öğrenmesine gerek olmaması, TScinin fizikle uğraşmasının anlamsız olması değil ki! 

Bu derslerin ayrı gayrı olması hadisesi Prusya’da (Şimdiki Almanya’nın kuzeyi diyebiliriz) ortak eğitim ve müfredat yaratılmasına dayanıyor. Mantık da şu: Her konuyu birbirinden ayrı olarak öğretirsek, diğerlerini öğretmezsek, bu insanların aradaki bağı kurup ayıkması uzun zaman alır, tutup devlete ayaklanmazlar! 

Oysa öğrendiğimiz HEEEER ŞEY! birbiriyle alakalı. Fizik coğrafya ile, tarih kimya ile, din felsefe ile, matematik hepsiyle ve hepsi de hayatımızla alakalı. Hepsinin çıkış noktası dünyayı anlamak, hayatı kolaylaştırmak ve kadere boyun eğmek yerine ileriyi tahmin edebilip kendi istediğimiz gibi yönlendirmek. Bu. Sen istemez misin bunu yapmayı? Hayatını yönetebilmeyi, çevrendeki insanlara fayda sağlamayı?! E o zaman gördüğün her şey senin için gerekli ve seninle alakalı ve olmak istediğin meslekle de alakalı! 


Hepimizin öğrenemeyeceğimizi düşündüğümüz şeyler var. Altında da bunlardan biri yatıyor. Ben araba sürmekten kaçıyorum, oysa birçok insan kullanabiliyor. Babam araba gibi kompleks bir şeyin içini açıp onu tamir edebiliyor, ama o da İngilizceden korkmuş, onu öğrenmeye sıra geldi mi kaçmış! Kardeşim İngilizce öğretmeni, anadili gibi İngilizce konuşuyor, araba sürebiliyor ama matematikten korkmuş ve kaçıyor. 

Eminim senin de “Bunu yapmakta ne var ki?!” dediğin ama başkalarının sırf korktuğundan, kaçındığından öğrenemediği şeyler vardır. Sense başkaları yapabilirken bambaşka bir şeyden korktuğun için kaçınıyorsundur. Kaçınma bahanen ise bunlardan biridir. 


O bahanenin altında yatan düşünceni değiştirdiğindeyse: Bir insanın istediği her şeyi öğrenmesi aslında mümkün.



Yorumlar

  1. Yine muhteşem bir yazı olmuş. Çok teşekkür ediyorum Seray abla. �� Eline ,fikrine, gönlüne sağlık . Bize ışık tutan,yol gösteren değerli insan sana minnettarım. ��

    YanıtlaSil

Yorum Gönder