İçimizdeki Boşluk Hissi Nasıl Geçer?





Gri bir güne uyandın yine. Bugün de dünün aynısı, çok belli. İlk dakikadan itibaren robotlaşmış hareketlerle kendini güne hazırlamaya çalıştın. İnsanlar hep aynı, konuşulanlar hep aynı, yapacakların hep aynı ve yine sıkıcı. Bir daha asla iyi hissedemeyecek, yaptığın hiçbir şeyden zevk alamayacak gibi hissediyorsun. Bir eksiklik var hayatında ama ne olduğunu bir türlü bulamıyorsun. Canın hiçbir şey yapmak istemiyor. Ne açtığın film, ne hep güldüğün Youtube kanalı, ne de arkadaşların sana “İyi” hissettirmiyor. Kaçasın var, da nereye?! Kaçsan ne olacak ki? Nereye kaçabilirsin ki? Ne değişecek ki? Ağlayasın geliyor ama neye ağlayacağını bile kestiremiyorsun. Biri “Neyin var?” dese, verecek cevabın bile yok...

Ve canotlar işte bu hislere kimimiz iç bulantısı, kimimiz boşluk hissi, kimimiz depresyon (ki aslında depresyon başka bir şey, bir klinik terim), kimimiz de “Yıkığım.” diyoruz. 
Nasıl geçebilir kısmına geçmeden evvel bir hatırlatmalı uyarıda bulunmak istiyorum: Eğer bu his senin günlük hayatında yapman gerekenlere engel oluyorsa, seni derinden rahatsız ediyorsa, bu hisler dolayısıyla fiziksel olarak da yaşadığın şeyler varsa (Uyuyamamak, titremek, kendini aşırı kasmak, karın ağrısı, baş dönmesi, diş sıkma, halisünasyon görme/duyma, ölmek isteme, aşırı gerginlik-öfke, nedeni kestirilemeyen ağrılar vb.) mutlaka ama mutlaka bir psikiyatrist ile görüşmelisin. Emin ol bu görüşme hayatını değiştirecek öneme sahip. Nihayetinde beyin de bir organdır ve organlarımızı doktorlar iyileştirirler. 

Benim bahsedeceğim hali ise biraz daha ara ara hepimize gelip giden, yer yer “Noluyo ya?!” dedirten tür “İçimde bir boşluk var” hissi. Önerilerin bazıları çok tanıdık, çok klişe gelebilir. Klişelerin klişe olmasının bir sebebi vardır. 

1) Sesi kapat!
Bunu babam anlatmıştı: Kötü bir havada dalgalı bir denizde gemiyle seyahat ederken kulaklarını tıkamak gerekir. Çünkü seni asıl korkutan, rahatsız eden dalgalar ya da sallantı değil, rüzgarın ve dalgaların gürültüsüdür. Ses, gürültü düşünmeni sekteye uğratır. Bu sesleri duymadığında rahatlarsın, çünkü daha iyi düşünebilirsin.
Babamın deniz üstünden anlattığı bu sesi kapatma formülü benim de aklıma korku filmlerini getirdi. Hayatında hiç korku filminin sesini kapatıp izledin mi? Normalde seni en çok geren sahne, arka planda ürpertici bir müzik olmadığında hiç de korkunç gelmiyor. Dene bi.
Şimdi bir de hayatındaki sesleri düşün! Televizyondan, insanlardan, sokaktan, telefondan gelen sesleri... O kadar çok ses var ki, bu sesler bizi biz farkına varmadan geriyor. Kendimizi korku filminin ortasında gibi hissedebiliyoruz. Hele haberleri izlerken! O olmuş, bu olmuş, şu ölmüş, buna saldırılmış. O düşman, bu komplo... Dünya berbat! Oysa bir günlüğüne bile medyadan, haberlerden uzak kalsan aslında hayatın o kadar da berbat olmadığını, o kadar da hızlı ve gürültülü olmadığını hissedebilirsin. 
Ana akım medya dediğimiz şey, haberleri ve bilgiyi kendine göre sıralar. Biz de onları izleye izleye, okuya okuya istemsiz olarak onların önem sırası bizim önem sıramızmış zannederiz. Biraz o önem sırasından sıyrılıp kendi hayatımızı bizzat etkileyen şeylere yönelmekte fayda var ve bunun ilk yolu o sesi kapatmak.

2) Telefonu kapat!
Bağımlılık oldu, toplumu etkiledi vs. olayına girmeyeceğim zira hepimiz zaten farkındayız. Farkında olmamıza rağmen de pek bir şey yapmıyoruz. 🙄 Ben buraya bunu tekrar yazınca da pek bir şey değişmeyecek. Benim bahsedeceğim kısmı sürekli ulaşılabilir olma kısmı. En mahrem anımızda, en yalnız kalıp dinlenmek istediğimiz bir anda bile DİNG! biri bize ulaşıyor! Nasıl ulaşıyor? Telefon edebilir, Whatsapp’tan yazabilir, Messenger’dan ulaşır, DM atar, email atar... Onu geçtim, bize ulaşmak istemese bile onun oraya yazdığı bir yorum, koyduğu bir resim ya da video ile pıt diye özel hayatımızın ortasına izinsiz olarak girebilir. Kafanın rahatlaması, kendi iç sesi ve düşünceleriyle dolabilmesi, fikir üretebilmesi için özel zamana ihtiyacımız var. Biraz ulaşılamamaya... Billy Joel, Vienna adlı şarkıda gence öğüt verirken telefonun kablosunu çek ve bir süre ortadan yok ol der. Telefonun artık kablosu yok, şarj aletinin kablosu var. Onu yok et ve biraz ortadan yok ol. Merak etme, döndüğünde sen bir şey kaçırmış olmayacaksın. Kaçırsan bile sana o kadar da önemli gelmeyecek. (Not: Telefona bakarak dinlenilmiyormuş, aksine beyin daha da yoruluyormuş. Sosyal medyadan uzak dinlenmeye verimli dinlenme deniyor ve öğrenme becerisini çok artırıyormuş bu verimli dinlenme.)

3) İş Üretmeyi Hobi Edin!
“Yapacak hiçbir şey yok :(“ anı yerine “Off bunların da yapılması gerekli!” ya da “Bunu yapsam ne güzel olur.” anlarında aklına gelenlerin listesini yap. Yapacak bir şey bulamadığın anlarda vücudunu ve kafanı bu işlerle oyalayabilirsin. Misal o dolabın bir düzeltilmesi lazım. Ne zaman yaparsan yap çok keyif almayacaksan en azından şimdi yap, keyif alabilme becerin döndüğünde zorunlu şeylerle değil daha eğlenceli işlerle uğraşırsın. + Bir işi halletmek insanda “Ben bir işe yaradım.” düşüncesini tetiklediğinden o boşluk hissini de alt etmiş olursun.

4) O Zaman Dans!
Bu benim kendime en çok uyguladığım yöntem. Çünkü özellikle hava kötüyken inanılmaz iç bulantısı yaşarım. Gerçekten hiçbir şey yapasım gelmez. Mümkünse yataktan bile çıkmak istemem, giyinmek istemem. Ve ama kalkmak, giyinmek, işe koyulmak gereklidir. İşte o zamanlarda kendim için müzik listelerim var. Beni kıpırdatacak, sözlerine eşlik edebildiğim hareketli şarkılar peş peşe gelince hareket etme isteğim geliyor. (Spotify kullanıcı adım smtoprak, orada Edafos Mola Mix’i bulabilirsiniz. Bu benim listem, kendi listenizi de oluşturabilirsiniz.) 

5) Hayatı Normal İnsan Gibi Yaşa!
Ne yani ben anormal miyim diyebilirsin. Çok net söylüyorum, şu an çok büyük bir kısmımız anormaliz. Sürekli telefona bakan, sürekli acelesi olan, sürekli peşinden atlı kovalıyormuş gibi hisseden, kendi başına gelen her şey dünyanın en önemli şeyi ve tamamen çözümsüz zanneden... Garip bir insan nesliyiz. Normal insan nasıl yaşar peki? Sabah kalktığı saat, gece yattığı saat bellidir. Değişmez. Yemek yediği saatler ve genel olarak ne yiyebileceği de bellidir. (Anneannemin hiç “Bu avakado olmuş mu?” diye bir düşüncesi olmamış hayatı boyunca.) Genel bir hayat gayesi/işi vardır, ona uygun hareket eder. Düzenlidir yani. Tanıdıklarının sayısı kendi yakın akrabaları ve birkaç arkadaşından ibarettir. Geçtiği gördüğü yollar bellidir. Ay onu da yapayım, ay bunu da göreyim, ay şunu da dinleyeyim, aman ondan da haberdar olayım diye kasmaz. Önüne çıkarsa bakar. Merak ettiği şeyler bellidir. Sürekli kendisine bir bilgi bombardımanı yoktur, insan bilgiyi kendisi merak ettiği için almalıdır. Bu sırf bilgi için değil, her şey için geçerli. Çoğu zarardır hep. (Çok bilmek zararlıdır demiyorum, istemeden sunulan, ağzına tıkılmaya çalışılan zarardır diyorum. Çok merak et, çok bil, o güzel bir şey bence - Gerçi Ignorance is bliss’tir de.) Düzenli yaşam huzur getirir. Bizim düzensiz hayatlarımızsa bize anca huzursuzluk, acelecilik ve pişmanlık getiriyor. 

6) Yardım Et! Ver!
İç bulantısı hallerimiz kendimize hayrımızın olamadığı zamanlardır. Bir iç boşluğunu doldurmanın en güzel yolu da anlamlı bir şeyler yapmaktır. En son ne zaman gerçekten hem senin hem de başka birileri için anlamlı bir şey yaptın? Yapılabilecek en anlamlı şeylerden biri yardım etmektir. İhtiyacı olan bir başka varlığa yardım edebilmek hem sana “Ben yardım edebilecek güçteyim.” hissini verir (ki bu içinin dolmasını sağlar.), hem karşındaki kişiyi mutlu edince sen de mutlu olursun çünkü mutluluk bulaşıcıdır (ve bu da için dolmasını sağlar.), hem “Ben bir işe yarıyorum.” diye düşündürür (ki evet bu da içini doldurur.) hem de kendine hayrın olmadığını sandığın bir anda hem kendine hem bir başkasına bir hayrın dokunmuş olur. 
Bu yardım illa maddi bir şey olmak zorunda değildir. Çözülememiş bir soruyu çözüp karşındakine anlatmak, hatta bazen birinin derdini ona akıl vermeksizin sadece dinlemek bile bir yardımdır. Hal hatır sormak bile günümüzde yardım kategorisine girebilir çünkü nadir bulunuyor. “İnsan sosyal bir hayvandır.” yani yaşamak, ilerleyebilmek için topluma-diğer insanların varlığına- ihtiyaç duyar. Özünü gerçekleştir o zaman. 

Ve son olarak canotlarım, 
Ülke olarak da, dünya geneli olarak da enteresan bir dönemden geçiyoruz. Muhtemelen içinde yaşadığımız şu yıllar ileride tarih dersinin önemli parçalarından olacak. Yaşadığımız bu devre bizden sonrakiler bir isim takacaklar ve “Vay canına neler dönmüş ya!” diyecekler. Biz görür müyüz bilemiyorum. Çoğunuz yaş itibariyle daha farklı bir dönem/koşul görebilmiş değilsiniz, o yüzden de özellikle siyasi ve ekonomik meseleler ilk kez size denk gelmiş ve ucu belirsizmiş-düzelmeyecekmiş gibi hissediyor olmanız mümkün. Ben azıcık daha öncesini hatırlıyorum sizden bir 10-15 sene kadar. Hiç “Her şey süper!” dendiğini duymadım (Hatta o an her şey yine kötü denirken üstünden zaman geçince “O zaman ne güzelmiş.” diyenler gördüm.) Demem o ki: Bazen bazı şeyleri bizzat içinde yaşadığımız için baya bir abartabiliyoruz. Bunda medyanın etkisi çok fazla. Bak şu an kendimle çeliştim. Yukarıda enteresan zamanlar olduğunu yazdım şimdi aslında abarttığımızı yazdım. E ben de insanım. İnsan dediğin düşer, kalkar, bir daha düşer, bir daha kalkar... Arada yerde panda misali yuvarlanır. Hayat dümdüz olduğunda değil inişiyle çıkışıyla güzeldir. Hiç iniş olmasın hep çıkış olsun diye beklememek lazım. Hep çıkış, hep yükselme, hep mutlu olmak, hep eğlenmek, hep haklı olmak beklentisine girince çekilmez bir şeye dönüşüyor. 

Yorumlar

  1. Teşekkürler Seray abla ������

    YanıtlaSil
  2. Çok güzel tavsiyeler. Öğrenci olmamama rağmen keyifle okudum ve uygulayacağım. Çok teşekkürler!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder